Adli Kontrol Tedbirinin Niteliği
Adli kontrol (CMK 109), tutuklama öncesinde uygulanan ve kişinin kaçmasını veya delil karartmasını engelleyerek tutuklanma yolunu kapatan bir koruma tedbiridir. Adli kontrol, tutuklama öncesinde uygulanması mecburi olan bir kurumdur. AİHM Çarkçı v. Türkiye davasında 10 yıl 11 ay süren davada adli kontrole başvurulmadan tutukluluğun devamı konusunu ihlal nedeni saymıştır. Bu nedenle kanun koyucu, CMK 101/1’deki düzenlemesinde tutuklama kararı verilirken, “adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlerin neler olduğunun mutlaka belirtilmesi” mecburiyeti öngörmüştür. Adli kontrol tutuklamanın zararlarını gideren daha az zarar verici bir “ilaç” özelliği taşıdığı için, “ tutuklamanın panzehri ” olarak nitelendirilmektedir (Özen, 2021, s. 1027).
Dikkat: Yapılan yasa değişikliklerinden sonra ülkemizde tutuklama yerine kullanılan adli kontrol tedbirlerinin uygulamasında artış görülmesi memnuniyet vericidir. Konutunu terk etmeme yükümlülüğü dışındaki yükümlülüklerde bir artış vardır. Hâkimin talep olmadan karar veremeyeceği düşünülürse, müdafinin adli kontrol tedbirinin uygulanmasını talep etmesi gerektiği söylenmelidir.
Şüphelinin adli kontrol yükümlülüklerine uyup uymadığını denetlemek, Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca, Müdürlüğün kovuşturma evresindeki görevleri arasındadır. Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu’nun 13/1-b maddesi uyarınca, Müdürlük karar öncesinde mahkeme veya hâkimin isteği üzerine şüpheli veya sanığın geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, kişisel, sosyal ve ekonomik durumu, ruhsal ve psikolojik durumu, topluma ve mağdura karşı taşıdığı risk hakkında ayrıntılı sosyal araştırma raporu hazırlayıp sunar.
Adli Kontrol Yükümlülükleri
Adli kontrol, şüphelinin Kanun’da gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir (CMK 109/3). 6352 sayılı Kanun’la uygulamaya sınır getiren üç yıl süresi kaldırılmış ve adli kontrol yükümlülüklerine üç yeni adli kontrol yükümlülüğü eklenmiştir: (j) Konutunu terk etmemek; (k) Belirli bir yerleşim yerini terk etmemek; (l) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek.
Mahsup meselesi: Adli kontrol yükümlülükleri hastaneye yatmak (CMK 109/3-e) ve konutunu terk etmeme (CMK 109/3-j) yükümlülükleri dışında özgürlüğünü kısıtlamaz ve mahsup söz konusu olmaz. Buna karşılık anılan yükümlülüklerde mahsup mümkündür. Konutu terk etmeme yükümlülüğü altında geçen iki gün cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır (CMK 109/6).
Adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği dört aylık aralıklarla incelenir. Bu inceleme soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yapılır. Kovuşturma evresinde ise mahkeme resen inceleme yapar (CMK 110/4).
Kanun adli kontrolün devamı bakımından da sınırlama getirmiş ve üst süreler belirlemiştir. Asliyelik işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir (CMK 110/A/1).
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde adli kontrol süresi en çok üç yıl olarak belirlenmiş ve zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek toplam üç yıl uzatılması kabul edilmiştir (CMK 110/A/2).
Adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır (CMK 110/A/3).
Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda ise uzatma süresi dört yılı geçemez (CMK 110/A/2).
Av.Musa SARIKAYA-(Manisa Barosu-2794)
Ceza Avukatı
+90 505 502 43 44