Koruma tedbirleri, ceza muhakemesinde hüküm verilirken kullanılan vasıtalar arasındadır. Mahkeme yargılayacağı fiili delillerle doğrudan temas ederek öğrenir, öğrendiği bu fiilin suç teşkil edip etmediğini, ediyorsa hangi suçu oluşturduğunu ve yargılamayı nasıl yapacağını hukuk kurallarına (normlar) bakarak belirler. Fakat soruşturma evresinde toplanan delillerin duruşmaya kadar kaybolmaması için, bunların korunması da gereklidir. Deliller, fiili öğrenmenin ve normlar, fiilin tavsifinin vasıtası iken koruma tedbirleri de adil yargılama yapmanın vasıtasını oluştururlar. Bu bölümde genel olarak koruma tedbirleri açıklanacak ve özellikle de tutuklama tedbiri hakkında müdafinin dikkat etmesi gereken hususlar açıklanacaktır.
TUTUKLAMA
Tutuklama Koşulları
Tutuklama kararı sadece hâkim veya mahkeme tarafından verilebilir. Cumhuriyet savcısı bu konuda yetkisizdir. Tutuklama kararı verilebilmesi için genel olarak aşağıdaki koşulların hepsinin bir arada bulunması gereklidir:
- Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması (CMK 100/1; 101/2-a)
- Somut olayda kanunda gösterilen tutuklama nedenlerinden birinin gerçekleşmiş bulunması (CMK 100/2-a,b; 101/2-b)
- Tutuklama tedbirinin ölçülü olması (CMK 100/1; 101/2-c)
- Adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren deliller bulunması (CMK 101/1, 101/2-d)
- Tutuklama yasağı bulunmaması (CMK 100/1)
- Ceza muhakemesi şartının gerçekleşmiş olması; Sanığa güvence belgesi verilmemiş olması (CMK 246)
Kuvvetli Suç Şüphesinin Varlığını Gösteren Somut Delillerin Bulunması
Şüpheli gözaltına alındıktan sonra Cumhuriyet savcısının verdiği emirlerle şekillenen araştırma sürecinde adli kolluk şüpheli lehinde ve aleyhinde delil olabilecek şüphe sebeplerini toplar. Yapılan araştırmaların yoğunluğu “kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermeye” yetecek kadar (CMK 160/1), yani “yeterli şüphe” (CMK 170/2) derecesindedir. Araştırmaların bu yoğunluk derecesi kovuşturma evresinde mahkeme tarafından uygulanan “ vicdani kanaat ” ölçütünden (CMK 217/1) farklıdır. Mahkeme yeterli şüpheden vicdani kanaat derecesine ulaşmak üzere kendiliğinden araştırma yapar.
Dikkat: Tutuklama ile ilgili tüm konularda uygulamada kemikleşmiş ve değiştirilmesi çok zor yöntemler vardır. Kanun değişse bile uygulama çok kolay değişmemektedir. Özellikle sosyal medyaya yansıyan olaylarda hâkimler üzerinde sosyal medya baskısı oluşmakta ve tutuklama kararı daha kolay verilmektedir. Tutuklama kararı verilirken kanunda açıkça belirtildiği gibi (CMK101/1) “ somut delil ” gösterilmesi zorunluluğu vardır. Uygulamada verilen tutuklama kararlarında somut olaya ilişkin mevcut delillerin tutuklama oturumunda ortaya konmadığı ve bazı hâllerde bu delillerin tutuklama kararına da yansımadığı görülmektedir. Bu gibi hâllerde müdafinin tutuklama kararındaki “ somut hataları ” vurgulayarak itiraz etmesi önerilir.
Kamu davasını açan iddianame düzenlenmesi için yeterli şüphe arandığı hâlde tutuklama kararı verilebilmesi için “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması” koşulu vardır (CMK 100/1 cü.1). Kamu davası açılması için somut olayda mahkûmiyet olasılığını ortaya koyan delil durumu mevcut bulunması gerekirken, tutuklama kararı verilebilmesi için mahkûmiyet kararı verme olasılığının daha yüksek olması aranmıştır. Bu düzenleme kanun koyucunun kişi özgürlüğüne verdiği önemi göstermektedir.
Soruşturma evresinin ilk yirmi dört saatinde adli kolluk tarafından toplanan somut deliller kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteriyorsa ve bir tutuklama nedeni bulunuyorsa, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını gösteren hukuki ve fiili nedenler de varsa Cumhuriyet savcısı iddianame düzenlemeden önce şüpheli hakkında tutuklama kararı verilmesini talep edebilir (CMK 101/1).
Kaçma veya Delil Karartma Şüphesi Bulunması ve Katalog Suçlardaki İstisna
Kanunda kaçma şüphesi ve delilleri karartma şüphesi bulunmayan hâllerde dahi tutuklama kararı verilmesi için hâkime bir olanak sunan liste hâlinde sayılan (katalog) ağır suçlar vardır (CMK 100/3). Kanun koyucu listede saydığı ağır suçlarda kaçma şüphesi ve delil karartma şüphesinin varsayılacağı konusunda bir karine kabul etmiş ve ilk tutuklama kararı verilirken hâkimin tutuklama nedenini tartışmasının zorunlu olmadığını belirtmiştir. Bu nedenle listede yer alan suçlardan dolayı ilk tutuklama kararını verirken kaçma şüphesi veya delil karartma şüphesi bulunduğunu gösteren olguları hâkimin kararında gerekçeler arasında göstermesine gerek yoktur.
Dikkat: kanunda kaçma şüphesi ve delil karartma şüphesi nedenlerinin somut olguya veya şüphelinin somut davranışlarına dayandırılması gerektiği belirtilmişse de uygulamada verilen tutuklama kararlarında genellikle sadece “kaçma şüphesi var” denilmektedir. Fakat şüphelinin kaçacağı şüphesi uyandıran somut olgular veya şüphelinin somut davranışları karara yansıtılmamaktadır. Çifte vatandaşlığı olan bir kişinin yabancı bir vatandaşlığı da bulunması kaçma şüphesi için yeterli gerekçe sayılabilmektedir. Bu gibi hâllerde müdafinin yukarıda belirtildiği gibi karardaki somut hataları tespit etmesi ve gerekçeli bir şekilde itiraz yoluna başvurması önerilir.
Bununla birlikte kanun koyucu, 2021-7331 sayılı Kanun’la yaptığı değişiklikle birinci fıkrada mevcut bulunmasını aradığı “somut delil” unsurunu CMK 100/3’te tanımlanan liste suçlarında da yer alması gerektiğini açıkça yazmak ihtiyacını hissetmiştir. Böylece “suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe” koşulu liste suçları için, bizce gereksiz bir şekilde, 3’üncü fıkrada tekrar belirtilmiştir. Oysa 1’inci fıkrada tutuklamanın üç koşulundan biri olarak “somut delile dayanan kuvvetli şüphe” zaten yer almaktadır. 3’üncü fıkrada “somut delil” kelimelerine yer verilmesinin tek nedeni uygulamayı değiştirmek olsa gerektir. Zira uygulamada tutuklama konusu suçun listede sayılanlardan biri olduğu hâllerde hâkimlerin tutuklamanın genel koşulu olan “somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesini” aramaksızın otomatik bir şekilde tutuklama kararı verdikleri görülüyordu. Ancak bu istisna, Mooren- Almanya Kararında da belirtildiği gibi, sadece ilk defa tutuklama kararı verilirken geçerlidir. Tutukluluk durumunun uzatılması için verilen kararlarda kaçma ve delil karartma şüphelerinin dayandırıldığı somut olguların tutuklama kararında artık açıklanması gerekir. Buzadji 1 Kararı ile koşullar daha da sıkılaştırılmış ve ilk tutuklama kararı verilirken de tutuklama nedenlerinin gerekçelendirilmesi koşulu öngörülmüştür.
1 Katalog suçlarda ilk tutuklama kararı verilirken, ağır suçlar olduklarından tutuklama nedenlerinin gerçekleştiği karinesine dayanılabilir (mecburiyet yok- tur) fakat tutukluluk durumunun uzatılması kararı verilirken, hem başlangıçtaki şüphenin daha da kuvvetlenmiş̧ olması, hem de tutuklama nedenlerinin somut olgularla desteklenerek gerekçelendirilmesi gerekir. Bu suçlarda ilk tutuklama kararı verilirken karineye dayanılmasının yeterli olacağı görüşü AİHM’nin Buzadji/Moldovya kararı ile değişmiştir (Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Baskı, sh.387, 2023, Seçkin Yayıncılık).
Tutuklama Tedbirinin Ölçülü Olması
Koruma tedbirlerinin genel koşullarından olan “ölçülülük” (n.197) tutuklama tedbiri bakımından Kanunda açıkça düzenlenmiştir (CMK 100/1 ve 101/2-c): “İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması hâlinde, tutuklama kararı verilemez.” Şüpheli veya sanık mahkûm olur ve gözaltı veya tutuklulukta geçirdiği süre hükümlülük süresinden fazla olursa tazminat davası açılabilir (CMK 141/1-f). Tazminat ödenmesini önlemek üzere bu gibi durumlarda uygulamada bihakkın tahliye uygulaması yerleşmiştir. Bunun gibi, hakkındaki arama kararı “ölçüsüz” bir şekilde gerçekleştirilen şüpheli de tazminat isteyebilir (CMK 141/1-i).
Adli Kontrol Uygulamasının Yetersiz Kalacağını Gösteren Deliller Bulunması
Adli kontrol de ‘ölçülülük’ mantığına dayanır; daha az hak kısıtlayan bir tedbir ile amaca ulaşılacaksa tutuklama ölçüsüzdür. Kanun koyucu bu nedenle, tutuklama kararı verilmesini talep eden Cumhuriyet savcısının adli kontrol uygulanmasını neden istemediğini hukuki ve fiili nedenlere dayandırarak gerekçelendirmesini ön görmüştür (CMK 101/1). Tutuklamaya karar veren hâkim de kararında neden adli kontrol uygulamadığını somut delillere dayandırarak açıklamak zorundadır (CMK 101/2-d).
Dikkat: Adli kontrol kararı, CMK 100’de belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde verilebilen bir karardır (CMK 109/1). Adli kontrol kararı, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hâkimliğinin kararı üzerine verilir (CMK 110). Şüpheli veya sanık, adli kontrol yükümlülüklerini isteyerek yerine getirmezse hemen tutuklama kararı verilebilir (CMK 112). Bu nedenle adli kontrol kararı bir tür tutuklama kararıdır. Tutuklama kararı gıyabi olarak verilemez. Adli kontrol kararının da gıyabi sanığın yokluğunda verilmemesi gerekir.
Tutuklama Yasağı Bulunmaması
Kanun tutuklama tedbirinin kişi özgürlüğünü kısıtlayan bir tedbir olması nedeniyle, bazı hâllerde tutuklama kararı verilmesini yasaklamıştır. “Ölçülülük” ilkesi Kanuna “tutuklama yasağı” şeklinde de yansımıştır (CMK 100/4).
BİLGİ
Tutuklama yasağı bulunan suçlar: Sadece adli para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan bir suç hâlinde tutuklama kararı verilemez. Vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenen suçlar, ceza üst sınırı bakımından söz konusu olan tutuklama yasağının kapsamı dışında tutulmuştur. On beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerinden ötürü de tutuklama kararı verilemez (ÇKK 21). Bunun gibi sağlık görevlilerine karşı işlenen fiiller de yasak kapsamı dışında tutulmuştur (3359 sayılı Kanun, Ek m. 12/1). Ancak, 2022-7406 sayılı Kanun’la bu fıkra yürürlükten kaldırılmakla birlikte, ‘sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçu ile kadına karşı işlenen kasten yaralama suçu CMK 100/3’teki listeye eklendi.
Tutuklama sadece suçlarda mümkündür, kabahatlerde tutuklama kararı verilemez. Bu kuralın istisnası kimlik bildirmeme kabahatinde görülür. Görevle bağlantılı olarak kimlik soran kamu görevlisi, kimliğini belirleyemediği kişiyi tutma yetkisi ile donatılmıştır (KK 40/2). Bu kişi Cumhuriyet savcısının kararı ile gözaltına alınabilir ve kimliği belirleninceye kadar tutuklanabilir.
Avukatlar hakkında da özel tutuklama yasağı vardır (CMK 203/3). “Duruşmanın disiplinlini bozan kişilerin disiplin hapsine alınması” kuralının istisnası avukatlardır. Avukatlık Kanunu da (m. 58/2) avukatlar hakkında duruşmanın disiplinine ilişkin hükümleri saklı tutmakla beraber avukatlar hakkında tutuklama veya disiplin hapsi veya para cezası kararı verilemeyeceğini açıkça belirtmektedir. Aksi davranış “kimsenin kendi davasında yargıç olamayacağı” ilkesine aykırılık oluşturur.
BİLGİ
AİHM, mahkeme heyetiyle tartışıp ağır sözler söyleyen Avukat Kyprianu’nun orada yargılanıp beş gün hapis cezasına çarptırıldığı olayda Sözleşmenin 6/3-a maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Kyprianu/Kıbrıs davası: Çine, 2023, s.85).
Kanun, hapis cezasının üst sınırı iki yıldan (daha önce bir yıl idi) fazla olmayan suçlarda da tutuklama yasağı ön görmüştür (CMK 100/4). Ancak vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenen suçlar ile sağlık görevlilerine karşı işlenen fiiller yasak kapsamı dışındadır. On beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerinden ötürü de tutuklama kararı verilemez (ÇKK 21).
Ceza Muhakemesi Şartının Gerçekleşmiş Olması
Tutuklama kararı verilmesi, bir kişiye kuvvetli suç şüphesinin yüklenmesi demektir. Soruşturulması veya kovuşturulması şikâyete bağlı olan suçlar bakımından böyle bir işlemin yapılması kabul edilemez. Bu nedenle, tutuklama kararı verilmeden önce şikâyet, izin veya talep gibi ceza muhakemesi şartlarının gerçekleşmiş olması gerekir. Bu kuralın da istisnası vardır. Şikâyete bağlı meşhut suç çocuk veya kendisini idareden aciz bulunan bir kişiye karşı işlenmişse, yakalama (ve tutuklama) şikâyete bağlı değildir (CMK 90/3).
Sanığa Güvence Belgesi Verilmemiş Olması
Bulunduğu yer bilinmeyen veya yurt dışında bulunup da yetkili mahkeme önüne getirilemeyen veya getirilmesi uygun bulunmayan gaip sanığa (CMK 244/1) güvence belgesi verilebilir. Ayrıca hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlama amacıyla yurt içinde saklanan veya yabancı ülkede bulunan ve bu nedenle mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan kaçak (CMK 247/1) hakkında da duruşmaya gelmesi hâlinde tutuklanmayacağı hususunda bir güvence belgesi verilebilir (CMK 246/1, CMK 248/7). Ancak sanık hapis cezası ile mahkûm olur veya kaçış hazırlığında bulunur veya güvence belgesinin bağlı olduğu koşullara uymazsa belgenin hükmü kalmaz (CMK 246/2).
Tutuklama Kararı Verilmesinin İstenmesi
Tutuklama Kararı Verilmesinin İstenmesi, “Tali Ceza Davası” Açmak Demektir
Asıl ceza davası kamu davasıdır. Asıl ceza davasının konusu, iddianame ile sanığa yüklenen fiildir. Asıl ceza davasında suç teşkil ettiği iddia edilen fiil yargılanır, fail yargılanmaz. Duruşmada sıkı ispat kurallarını uygulayan hâkim, vicdani kanaati ile hüküm verir.
Tali ceza davası ise, “asıl ceza davası” görülürken ortaya çıkan tutuklama gibi meselelerin çözüldüğü dava tipidir. Tutuklama davasının konusu şüpheli hakkında kuvvetli suç şüphesi olup olmadığı ve kaçma şüphesi ve delil karartma şüphesi bulunup bulunmadığı hususudur.
Gözaltı Süresinin Sona Ermesi ve Cumhuriyet Savcısının Tutuklama Kararı Verilmesini İstemesi
Yakalanarak gözaltına alınan şüphelinin yasal gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için, on iki saatten fazla olmaması gereken zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçemez (CMK 91/1).
Bu zorunlu sürenin sonuna doğru Cumhuriyet savcısının delil durumunu incelemesi ve “kuvvetli suç şüphesi” yoksa şüpheliyi serbest bırakması, varsa tutuklama kararı verilmesi için istemde bulunması söz konusu olur. “Davasız yargılama olmaz” prensibi gereğince sulh ceza hâkimi istek olmadan kendiliğinden karar veremez. Tutuklama kararı sadece Cumhuriyet savcısının istemi üzerine verilebilir. Buna karşılık, mahkeme kendiliğinden de tutuklama kararı verebilir (CMK 101/1 cü.1). Savcının tutuklama istemi tali bir dava olduğundan adli kontrol istemiyle başvurularında sulh ceza hâkimi kendiliğinden tutuklama kararı veremez.
Dikkat: Müdafinin Cumhuriyet savcısı tarafından hazırlanan tutuklama kararı verilmesi talebini dikkatle okuması tavsiye edilir. Yasaya göre Cumhuriyet savcısının, isteminde mutlaka gerekçe göstermesi ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer vermesi zorunlu olduğu için müdafinin tutuklama oturumundaki savunmasını hazırlamak bakımından savcılığın talep yazısı büyük bir değer taşır. İstemdeki sevk maddesine göre suç tipi belirlenir ve savunma buna göre yapılandırılır. Dosyada somut delil bulunduğu için hareket imkânı yoksa savunmanın, fiili kabul etmemek şeklinde değil daha az cezayı gerektiren hâllere göre yapılandırılması düşünülebilir.
Cumhuriyet savcısının tutuklama isteminde mutlaka gerekçe gösterilir ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilir (CMK 101/1 cü.2). Cumhuriyet savcısı gerek soruşturma gerekse kovuşturma evresinde tutuklama isteminde mutlaka gerekçe göstermek mecburiyetindedir (CMK 101/1 cü2). Yargıtay içtihatları doğrultusunda “gerekçe” somut olaydaki olguların hukuka uygulanması anlamına gelir. Savcı tutuklama kararı verilmesini isterken gerekçenin yanında adli kontrol uygulamasının somut olayda neden yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere de yer vermek zorundadır (CMK 101/1 cü2).
Tutuklama istendiğinde şüpheli veya sanığın müdafinin yardımından yararlanması konusunda zorunlu müdafilik esası getirilmiştir.
SORU 1: Tutuklama ile ilgili genel bilgilerden sonra, Rüstem davasındaki tutuklama kararı verilmesi istemi hakkında görüşünüzü sormak isteriz. Siz Cumhuriyet savcısı olsanız, Rüstem’in soruşturma dosyasındaki somut delilleri inceledikten sonra ne karar verirsiniz? Rüstem’in serbest bırakılmasını mı emredersiniz yoksa tutuklama kararı verilmesi için istemde mi bulunursunuz?
CEVAP 1: Rüstem soruşturmasında dosyadaki deliller şunlardır: Neylan’ın Polis merkezini arayarak suç ihbarında bulunmasına ilişkin ses bandı kaydı dökümü, otoparktaki özel güvenlikçinin ifadesinin tutanağı, Neylan’ın Halil Müdüre verdiği ifadenin tutanağı, Çeşme Birahanesinde çalışan Yağmur’un ifadesinin tutanağı, Yağmur’un yatak odasında ele geçen cep telefonu, cep telefonunun içindeki resimlere ilişkin inceleme raporu, Rüstem’in yakalanmasına ilişkin yakalama tutanağı, Neylan’ın Rüstem’i fail olarak teşhis ettiği işlemin tutanağı, Cumhuriyet savcısının CMK 91/1 uyarınca verdiği yazılı gözaltına alma kararı, Cumhuriyet savcısının 161/3 uyarınca düzenlediği “kolluğa neleri araştırması” hakkındaki emirleri, nezarethane defterinin ilgili sayfasının kopyası, Rüstem’in gözaltına alınmadan önce alınan sağlık raporu, kolluğun müdafi görevlendirilmesi amacı ile Baroya yazdığı yazı, müdafinin geldiğine ilişkin tutanak, müdafinin dosyayı CMK 153 kapsamında incelediğine ilişkin tutanak, Müdafinin şüpheli ile CMK 154 görüşmesi yaptığına ilişkin tutanak ve Rüstem’in kolluk tarafından müdafisinin hazır bulunduğu oturumda alınan, suçlamayı kabul etmeyen ve cep telefonunu yerde bulduğuna ilişkin ifadesinin tutanağı. Cep telefonundaki resimlerde Neylan, Yağmur ve Rüstem birlikte gözüktükleri için Rüstem’in ifadesinin doğru olduğu yolunda bir kabul varsayılabilir. Bu nedenle, Cumhuriyet savcısının Rüstem’i serbest bırakması beklenebilirdi. Cumhuriyet savcısı tutuklamaya sevk etme yolunu seçerse, mutlaka gerekçe yazmak durumundadır.
Tutuklama Kararı Verilmesi İçin Açılan Celse
Tutuklama Kararını Veren Merci
Şüphelinin tutuklanmasına soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine CMK 101/l uyarınca sulh ceza hâkimi karar verir. Kovuşturma evresinde ise davaya bakan mahkeme kendiliğinden tutuklama kararı verebilir. Davaya bakan mahkeme hükümle beraber tutuklama kararı vermemişse hükmü kanun yoluna götürdükten sonra da UYAP kayıtları üzerinden tutuklama kararı verme yetkisi ile 2020-7242 sayılı Kanun’la donatılmıştır (CMK 112/1). Soruşturma evresinde tutuklama kararı verme yetkisi suçun işlendiği veya yakalandığı yerdeki sulh ceza hâkiminindir (CMK 100/1). Buna karşılık, arama kararının verilmesi açısından işlemin yapılacağı yer hâkiminin yetkili olduğunu unutmamak gerekir (CMK 162). Suça sürüklendiği iddia edilen çocuklarla ilgili tutuklama kararları da aile mahkemesi veya çocuk mahkemesi tarafından değil sulh ceza hâkimliğince verilir.
Duruşmalı İnceleme
İtirazı inceleyecek makam, tutuklamaya 101 ve 105. maddeler kapsamında yapılan itirazı Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirir (CMK 270/2). Diğer itirazlarda bu bildirim ihtiyari iken (CMK 270/1) tutuklamada mecburidir. İtiraz hakkında kural olarak duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden karar verilirse de tutukluluk ile ilgili incelemelerde duruşma yapılarak vicahi değerlendirme yapılması gerekir (CMK 108). Kanun’a göre, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir (CMK 271/1).
Sulh ceza hâkimliğinde yapılan celsede hâkim, savcı, zabıt kâtibi, şüpheli ve müdafisi hazır bulunur. Türk Hukuku’nda gıyabi tutuklama kararı kaldırılmış olduğu için bütün tutuklama kararlarının celse açılarak vicahi verilmesi gerekmektedir.
Şüphelinin Sorgusu
Soruşturma evresindeki ifade almanın amacı araştırma yapmak, olaya ilişkin delil toplamak olduğu hâlde sorgunun amacı hem olayı öğrenmek hem de şüpheliye savunma olanağı vermektir. Kovuşturma evresinde duruşmada yapılan sorgunun amacı ise sadece savunma olanağı vermektir.
Dikkat: Uygulamada tutuklama aşamasında yapılan sorgunun hâkimler tarafından çok kısa tutulduğu, şüphelinin sorgusunun genellikle yapılmadığı, kollukta alınan ifadenin imzasının şüpheliye ait olup olmadığının sorulması ile yetinildiği şeklinde şikayetler duyulmaktadır. Müdafinin sorguyu savunma aracı olarak kullanması ve şüpheliye doğrudan soru sorma hakkını kullanması önerilebilir. Müdafi bu sorular ile lehine olan hususları şüpheliye söyletmeye gayret etmeli ve dosyadaki lehe deliller hakkında hâkime açıklayıcı bilgiler vermelidir. Bunu yapabilmesi için CMK 153’teki dosyayı inceleme hakkını detaylı bir şekilde kullanmış olması gerektiği açıktır. Ancak, müdafinin bu gibi soruları sorarken “ ters köşeye düşme ” tehlikesi olduğunu da bilmesi gerekir. Örneğin, boğularak öldürülen kişiyi öldürdüğünden şüphelenilen kişinin müdafisi, şüphelinin evinde arama yapılmasını ister ve evde kanlı ip bulunursa veya uyuşturucu madde imal ettiğinden şüphelenilen kişinin müdafisi yapılan aramada evde bulunan hassas terazide laboratuvar incelemesi yapılmasını isterse, fakat sonuçta terazide uyuşturucu tartıldığı anlaşılırsa, müdafi şüpheli aleyhinde güçlü deliller yaratmış olur. Benzer bir olayda kolluk görevlisine mukavemet etmekle suçlanan bir komando teğmenin güvenlik kameralarının incelenmesini isteyen bir müdafi, komandonun polisleri yumrukladığını gösteren görüntülerin gelmesi ile aleyhte delil üretmiş olur. Bu gibi durumlara düşmemek için şüpheliyle yapılacak olan 154 görüşmesinde şüpheliden olay ve delilleri hakkında ayrıntılı bilgi talep edilmesi yerinde olur.
Tutuklanması istenen şüphelinin sorgusu sulh ceza hâkimi tarafından yapılır. Sorguda CMK 147 uygulanır. Müdafi, şüphelinin yüklenen suçlamadan kurtulmasını sağlayacak lehe delilleri sunabilir. Şüphelinin susma hakkı vardır. İradesi üzerinde baskı oluşmaması için sorgu sırasında salonda soruşturma işlemi yapan kolluk görevlilerinin bulunmamasına özen gösterilmelidir.
Tali Ceza Davasının Konusu ve Uygulanan İspat Hukuku Kuralları: Serbest İspat
Asıl ceza davası olan kamu davasında (CMK 170) bütün delillerin doğrudan temas kurulacak şekilde ikame edilmesi ve hâkimin vicdani kanaate ulaşması (CMK 217/1) gerekir. Buna karşılık, hâkimin reddi veya tutuklama kararı verilmesinin istenmesi gibi tali ceza davalarında deliller dolaylı yoldan ortaya konabilir ve vicdani kanaat derecesinde ispata gerek yoktur. Tali cezalarındaki ispat serbest ispat kurallarına göre gerçekleşir. Bu nedenle, tutuklama kararı veren hâkimin “şüphenin kuvvetli” olduğunu kabul etmesi yeterlidir. Cumhuriyet savcısının şüphelinin söz konusu suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe bulunduğunu gösteren delilleri ortaya koyması ve şüphelinin kaçtığını veya kaçma şüphesini uyandıran somut olguları göstermesi durumunda bu deliler duruşmadaki gibi tartışılmadan hâkim tarafından tutuklama kararı verilebilir (CMK 100/1). Müdafi de lehe olan hâlleri ve delilleri gösterebilir.
SORU 2: Asıl ceza davasında uygulanan sıkı ispat kuralları ile tali ceza davalarında uygulanan serbest ispat kuralları arasında ne gibi farklar vardır? Açıklayınız.
CEVAP 2: İddianame ile açılan kamu davası asıl ceza davası olup hâkimin, vicdani kanaate ulaşabilmesi için hüküm verirken kullanacağı tüm delilleri ilk elden öğrenmesi gerekir. Buna doğrudanlık kuralı adı verilir. Duruşmada ikame edilecek olan delillerin müşterekliği kuralı da geçerlidir. Delillerin müşterekliği, hükme esas teşkil edecek olan tüm delillerin duruşmada ortaya konması ve tartışılması demektir. Bu delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olması şarttır. Tali ceza davalarında uygulanan serbest ispat kuralları ise yukarıdakilerden çok farklıdır. Öncelikle doğrudanlık kuralı uygulanmaz. Dolaylı ispat yeterlidir. Dolaylı ispata “ortaya koyma” adı verilir. Örneğin, arama kararı verilirken makul şüphenin varlığını kolluk bir rapor hazırlayarak hâkime sunar. Arama kararı verilirken tanık dinlenmez. İkinci ayrık nokta tali ceza davalarında duruşma açmadan, dosya üzerinden karar verilebilmesidir. Örneğin arama kararı, iletişimin denetlenmesi kararı, hâkim tarafından dosya üzerinden verilir. Bunun istisnası tutuklama kararıdır. Hukukumuzda tutuklama kararının vicahi olması gerekir. Üçüncü fark hukuka aykırı delil konusundadır. Türk hukukunda delillerin hukuka uygunluğu ilk defa duruşma açıldıktan sonra deliller ortaya konulurken tartışıldığı için (CMK 206) kovuşturma evresinde verilen kararlarda kullanılan bilgi, belge ve delillerde hukuka uygunluk tartışılması yapılması kanun ile öngörülmüş değildir. Doktrinde hukuka aykırı delil ile tutuklama kararı verilemeyeceğini ifade eden görüşler varsa da yasal alt yapısı henüz yoktur.
Tutuklama Kararının Gerekçesi ve Kararda Yer Alması Gereken Diğer Hususlar
Cumhuriyet savcısının tutuklama isteminde bulunması hâlinde, istemini mutlaka gerekçeye dayandırması zorunlu olduğu gibi (CMK 101/1) hâkimin vereceği tutuklama kararının gerekçeli olması da zorunludur (CMK 101/2). Yargıtay içtihatları doğrultusunda “gerekçe” somut olaydaki olguların hukuka uygulanması anlamına gelir. Kanundaki ibarelerin tekrarlanması gerekçe sayılmaz.
Tutuklama kişi özgürlüğünü çok ağır bir şekilde kısıtlayan bir tedbir olduğundan t utuklama kararının içeriği Kanun tarafından kesin olarak düzenlenmiştir (CMK 101/2). Müdafi olarak tutuklama kararına itiraz hakkınızı kullanırken denetlemeniz için aşağıda bir tutuklama kararında bulunması gereken temel unsurlar sıralanmıştır. Bu noktalarda eksiklik varsa itirazınızın gerekçesinde bu hususları vurgulayabilirsiniz:
BİLGİ
Tutuklama kararında yer alması gereken temel unsurlar:
- Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda şüphelinin kimlik bilgileri yer alacaktır.
- Kararda varsa mağdurun kimliği ve fiilin işlendiği iddia edilen yer ve zamanın bildirilmesi gerekir.
- Kararda iki olgu yer almalıdır. İlk olarak, kuvvetli suç şüphesini gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça yazılmış olmalıdır (CMK 100/1 ve 101/2-a). Bu nokta öncelikle şüphelinin isnadı öğrenme hakkı açısından önem kazanır. Tutuklanan bir şüphelinin, kendisine hangi suçun isnat edildiğinin ve bunun ilk aşamadaki delillerinin neler olduğunu bilme hakkı vardır. Bunu bilmezse savunma da yapamaz. Burada şüphenin kuvvet derecesi de önem kazanır. Tutuklama kararı verilebilmesi için basit başlangıç şüphesi veya iddianame düzenlemek için bulunması gereken yeterli şüphe değil kuvvetli suç şüphesidir. Kararda yer alması gereken ikinci olgu, kaçma şüphesi veya delil karartma şüphesi gibi tutuklama nedenlerinin varlığını gösteren delillerin de somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi gerektiğidir. Delilleri yok etme, gizleme, tanık, mağdur ve başkaları üzerinde baskı oluşturma şüphesi varsa, somut olayda bunlara ilişkin kanıtların gösterilmesi gerekir.
- Katalog suçlarda (CMK 100/3) tutuklama kararı verilirken, Buzadji K,ararı doğrultusunda kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni kararda gösterilmelidir.
- Kararda yer alacak diğer bir husus ise tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren delillerin somut olgularla açıklanarak yazılmasıdır. Bu husus savcı isteminde mutlaka yer alması gereken gerekçeye dayanacak ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilmesi gerekecektir.
- Tutuklama kararında karara 7 gün içinde itiraz edilebileceğinin belirtilmesi zorunludur. İtirazın yöneltileceği yerin de gösterilmesi gerekir (CMK 267). Bu hususların kararda yer alması gerekir.
- Kararda, tutuklananın durumunun yakınlarına bildirilmesine ilişkin bir bölümün de bulunması gerekir. Tutuklama ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karar tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye bildirilir. Bildirme, hâkim kararı ile olur. Bu nedenle, tutuklama kararında bildirmeye de yer verilmesi gerekir (CMK 107/1). Tutuklama kararının yakınlarına bildirilmemesi tazminat istemini gerektirir (CMK m. 141/1-h). Soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmeyecekse bir yakınına veya belirlediği kişiye bizzat haber vermesine de hâkim karar verebilir (CMK 107/2). Yabancı tutukluların karşı çıkması hâlinde konsolosluğuna bilgi verilmez (CMK 107/3).
- Tutuklama kararının içeriği şüpheli ve sanığa sözlü olarak bildirilir ve bu durum kararda belirtilir; kararın bir örneği, bildirim yapıldığı yazılmak suretiyle kendisine verilir (CMK 101/2). Uygulamada tutuklamaya ilişkin değerlendirme için ara verildikten sonra tutanağın mübaşir marifetiyle verilmesiyle yetinilmesi bu kurala aykırılık oluşturacaktır. (Bildirilmemesi, tazminat istemini gerektirir. CMK m. 141/1-g)
Tutuklama İsteminin Reddi Kararı
Cumhuriyet savcısının tutuklama kararı verilmesi istemi sulh ceza hâkimi tarafından duruşmalı olarak incelenip kabul edilmeyebilir. Bu gibi hâllere itirazlarda kanun yoluna başvurulabilir (CMK 101/5). Tutuklama isteminin reddi kararına itiraz hâlinde itiraz mercii yakalama emri düzenleyebilir (CMK 98/1). İtiraz mercii de vicahi inceleme yapar ve ilk defa merci tarafından tutuklama kararı verilirse bu karara itiraz edilebilir. Oysa itirazı inceleyen makamın itiraz üzerine verdiği diğer kararlar kesindir (CMK 271/4). İtiraz kanun yolu hakkındaki açıklamalar için alt modül 5’e bakınız.
Tutuklama Kararına İtiraz ve Tutukluluk Durumunun Devamının İncelenmesi
Tutuklama Kararına İtiraz
Sulh ceza hâkimliğinin tutuklama kararına (CMK 101/5) ve tutuklunun salıverilmesi istemi hakkında sulh ceza hâkimi, ilk derece mahkemesi veya kanun yolu mahkemesinin kararlarına itiraz edilebilir (CMK 104/2). Hâkimlik kararlarına itiraz, kural olarak kabul edilmiştir. Mahkeme kararlarına itiraz yolu kapalı olmasına rağmen (CMK 267) tutuklama kararı mahkeme tarafından verilirse buna karşı itiraz yolu kabul edilmiştir (CMK 101/5). Yukarıda belirtildiği gibi, itiraz üzerine verilen kararların kesin olmasına rağmen, itirazı inceleyen merciin tutuklama kararı vermesi durumunda bu karara da itiraz edilebilir (CMK 271/4).
Tutuklamaya itiraz, kararı veren hâkim veya istisnai hâllerde mahkemeye kararın öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde dilekçe vererek yapılır (CMK 268/1). Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse, en çok üç gün içinde CMK 268/3 uyarınca itirazı incelemeye yetkili olan mercie (CMK 268/2) gönderir.
Tutuklamaya, tutukluluğun devamına ve adli kontrole ilişkin sulh ceza hâkimliği kararlarına itiraz asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından incelenir. Sulh ceza hâkimi tarafından verilen diğer kararlara itiraz ise numara itibariyle kendisini takip eden bir sonraki sulh ceza hâkimliği tarafından incelenir. (Tutuklama kararının takip eden numaralı sulh ceza hâkimliği tarafından yatay inceleme şeklinde yapılması itiraz kanun yolunun niteliğine aykırı olduğu için eleştiri konusu yapılmıştı. Kanun koyucu, bunun üzerine sadece tutuklama ve adli kontrole ilişkin sulh ceza hâkimliği kararları ile sınırlı olmak üzere itirazın asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından incelenmesine ilişkin olarak 2021-7331 sayılı Kanun’la değişiklik yaptı.)
Tutukluluk Süreleri
Soruşturma evresindeki tutukluluk süresi ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez. Ancak Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar; Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir (CMK 102/4).
Kovuşturma evresindeki tutuklulukta azami süre asliye ceza mahkemelerinde bir yıl olarak kabul edilmiştir (CMK 102/1). Bu süre zorunlu hâllerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. CMK 102/2 hükmünde “ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda” denmektedir. Bu nedenle asliyelik olup da görevsizlik kararıyla alt dereceye gönderilemeyen (CMK 6) veya birleştirme nedeniyle ağır ceza mahkemesinde görülmekte olan suçlarda (CMK 9, CMK 10/1) tutukluluk süresi CMK 102/2 kapsamına dahil edilmez. Tutukluluk süresinin suçun gerçek niteliğine göre tayini gerekir. Zorunlu hâllerde uzatma yapılabilir ve uzatma süresi (CMK 102/2) toplam üç yılı, terör suçlarında beş yılı geçemez.
Tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanır (CMK 102/5).
Hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş olan ve kamu davasının kanun yolu aşamasında devam ettiği sanıkların durumuna ‘hükümözlü sanık’ denmektedir. Sürelerin hesaplanmasında ilk yakalanma anı esas alınmakta, fakat sona erdiği tarih bakımından Anayasa Mahkemesinin kararları doğrultusunda, ilk derece mahkemesinin hüküm tarihine bakılmaktadır. Böylece kanun yolunda tutuklu olarak geçen süreler hüküm özlü denen sanıklar bakımından kapsam dışı bırakılmaktadır. Sanıklık sıfatı hükmün kesinleşmesine kadar devam ettiği için biz bu yaklaşımın doğru olmadığı kanaatindeyiz.
Tutuklama Kararının Geri Alınması ve Tahliye Talepleri
Adli kontrol uygulanarak şüphelinin serbest bırakılması istenebilir. Örneğin, Cumhuriyet savcısı, şüpheli ve müdafi tutuklu şüphelinin adli kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını isteyebilirler (CMK 103/1). Bu istem üzerine, şüpheli adli kontrol altına alınarak tutuklama kararı geri alınabilir (CMK 103/1). Geri alma kararı sulh ceza hâkimi tarafından verilir.
Cumhuriyet savcısının tutuklu şüpheliyi serbest bırakması da mümkündür. Cumhuriyet savcısı adli kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varırsa veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı verirse, şüpheli derhâl serbest bırakılır (CMK 103/2). Ancak, kanunda yer alan bu düzenleme, savcıları töhmet altında bıraktığı için hemen hemen hiç uygulanmamaktadır.
Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri (CMK 104)
Tutuklu şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında salıverilmesini (CMK 104/2) isteyebilir. Bu istemin 103/1’deki tutuklama kararının geri alınması isteminden farkı orada adli kontrol uygulanarak serbest bırakılmanın istenmesidir. Salıverilme istemini hâkim veya ilk derece mahkemesi inceler (CMK 104/2). Dosya kanun yolu aşamasında iken tutuklu sanık tahliye talebinde bulunursa incelemeyi bölge adliye mahkemesinin ilgili ceza dairesi, temyiz aşamasında Yargıtay’ın ilgili dairesi ve dosya Ceza Genel Kurulunda ise CGK yapar (CMK 104/3).
Soruşturma evresinde tutuklunun adli kontrol altına alınarak serbest bırakılması (CMK 103/1) veya tutuklu şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında salıverilmesini istediğinde (CMK 104/1) incelemeyi yapacak olan yargılama makamı (CMK 104/2, 3) Cumhuriyet savcısının şüpheli, sanık veya müdafisinin görüşünü (CMK 105/1) alır. Görüldüğü gibi, Kanun burada görüş almakla yetinmiş, bizzat dinlemeden söz etmemiştir. Oysa CMK 103/1’deki ilk düzenlemede dinleme öngörülmüştü. Bu karar duruşma dışında veriliyorsa, Cumhuriyet savcısının şüpheli, sanık veya müdafisinin görüşü alınmaz (CMK 105, cü.3).
Gerekli görüşleri alan yetkili yargılama makamı üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya adli kontrol uygulanmasına karar verir (CMK 105, cü.1). İnceleme süresi örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda yedi gün olarak uygulanır ancak, Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinde CMK 103/1 uyarınca adli kontrol uygulanarak serbest bırakılmayı talep etmişse süre yine 3 gündür (CMK 105, cü.2). Yargılama makamınca CMK 103 ve 104 uyarınca verilen kararlara itiraz edilebilir (CMK 104/2 ve CMK 105, cü.4).
Salıverilen tutuklu, yetkili yargılama makamına veya tutukevi müdürüne adres ve telefon numarasını vermek ve değişiklik olursa bunu bildirmek mecburiyetindedir (CMK 106).
Tutukluluk Durumunun Devam Edip Etmeyeceğinin İncelenmesi
Şüpheli tutuklandıktan sonra soruşturma evresindeki inceleme en geç otuzar günlük sürelerle, Cumhuriyet savcısının veya şüphelinin istemi üzerine, sulh ceza hâkimi tarafından şüpheli veya müdafisi dinlenilerek vicahi (CMK 108/1) olarak yapılır.
Dikkat: Tutukluluk durumunun devam edip etmeyeceğine ilişkin incelemenin bazı hâllerde “SEGBİS” sistemi aracılığı ile müdafi olmaksızın yapıldığı bildirilmektedir. AYM kararları, SEGBİS’in doğrudanlık ilkesini karşıladığı kabul edilmiş olsa bile SEGBİS’in istisnai hâllerde kullanılan bir yöntem olduğu unutulmamalıdır. Müdafi hazır olmadan yapılan sorgu hukuken geçerli değildir. Müdafinin hazır bulunduğu hâllerde de müdafinin şüphelinin bulunduğu odada hazır bulunması önerilir.
İncelemenin konusu, CMK 100 ile belirlenmiş bulunan tutuklama koşullarını varlığın sürdürüp sürdürmediği ile sınırlıdır (CMK 108/1). Tutukluluk durumunun devam edip etmeyeceği, kovuşturma evresinde de her oturumda incelenir. Ayrıca oturumlar arasındaki süre uzunsa otuzar günlük süreler burada da uygulanır (CMK 108/3).
Av.Musa SARIKAYA (Manisa Barosu-2794)
Ceza Avukatı
+90 505 502 43 44